Kanytelleis Mersin-Silifke yolu üzerinde bir başka harabe yeri de Kızkalesi ile Artıklı Köyü arasında, denizden 3 km. içeride kurulmuş olan Kanytelleis harabeleridir. Elaiussa Sebaste'nin yakınındaki bu şehir V. yy'da Bizans İmparatoru Theodosius tarafından kurulmuş, ilk adı Neopolis olan şehre daha sonra Kanytelleis denmiştir. Suçluların içine atılarak cezalandırıldıkları bir çukurdan dolayı şehre Kanlıdivane de denmektedir. İçinde kabartmaların yer aldığı çukurun kenarında Kanytelleis'in en büyük yapısı olan bir bazilika yer alır. Yapının güney duvarı yıkılmış olup, dikdörtgen planlı nartekse kuzeyden girilmektedir. Narteks, üç kapıyla, iki mekana açılır. İçindeki mozaiklerden yapının V. yy'da yapıldığı anlaşılmaktadır. Kanytelleis'te dikkati çeken diğer bir eser de kuledir.

Hellenistik Dönem'den kalan kule üç katlı olup, batı köşesinde kentin tarihi bakımından önemli olan iki yazıt yer alır. Kentin nekropolü üç ayrı yerdedir. Buradaki mezarlar ya kayalara oyulmuş şekilde ya da lahit biçiminde karşımıza çıkar. Kuzey nekropolünde dikkati çeken tapınak biçimli bir anıt mezar kentin ileri gelenlerinden Aba ve ailesine aittir. Yapı dikdörtgen planlı olup M.S. II, yüzyıla tarihlenmektedir. Mezarların yanında kayaya oyulmuş üzüm sıkma presleri günlük hayatı yansıtan bir örnek olarak izlenebilir. Halkın su ihtiyacını dikdörtgen planlı ve beşik tonozlarla örtülü sarnıçlarla temin ettiği bu kent, XI. yüzyılda terk edilmiştir.Erdemli-Silifke arasında, Ayaş Köyü sınırları içindedir. M.Ö.II.yüzyılda kurulmuş, önce Roma egemenliğinde iken Romalılar tarafından Tarcon-Dimotos'a sonra da M.Ö.20'lerde Kapadokya Kralı I. Arkhelaos'a verilmiştir. Bu kralın zamanında Augustus'a olan sadakatinden dolayı ismi Sebaste olarak değiştirilmiştir. M.S.72'de bölge Roma senatosunca Roma'ya bağlanınca Elaiussa Sebaste de doğrudan doğruya Roma'ya bağlanmıştır. Roma ve Hristiyanlık Dönemi'nde parlak bir şehir olan Elaiussa Sebaste, M.S.V1 yy'da limanın kumla dolması ve bu limanı koruyan küçük adanın kara ile birleşmesinden sonra eski parlak günlerini kaybetmiş ve VIII. yüzyılda Arap akınlarından sonra tamamen terkedilmiştir. Harabeye Silifke yönünden gelirken yolda Roma Çağı'na ait tapmak şeklindeki mezar anıtları görülür. M.S. IV. yy'a ait aquadükt kalıntıları ise doğu ve batıda yer alır. Köyün güneyindeki ve terasta yer alan tapmak 6 x 12 sütunlu olup, 17.6 x 32.9 m. ölçüsünde ve kuzeybatı-güneydoğu yönündedir. Korint düzenindeki bu tapınağın üzerine Hristiyanlık Dönemi'nde bir kilise yapılmıştır.

Kentin tiyatrosunun oturma yerleri yakın zamana kadar belirgindi. Bu tiyatronun önünde ise bir asır evveline kadar 16 sütunu görülebilen stoa vardı. Bugün sarayın olduğu yerde ve onun kalıntıları üzerine inşa edilmiş Erken Hristiyanlık Kilisesi'nin kalıntıları görülmektedir. Şehrin hemen yakınında mezar abideleri görülebilir. Bunlar M.S.II. yüzyıla ait olup, bunların içinde korint düzeninde 8 mezar abidesi çatı hizasına kadar ayakta kalabilmiştir.