Antakya, Amanos Dağları'nın güneyinde, Asi Nehri kenarında, Habib Neccar Dağı'nın eteğindedir. Suriye Kralı I. Seleukos Nikator tarafından M.Ö.300 yılında oğlu Antiokhos adına kurulmuştur. Bu nedenle de adına Antiokheia denmiştir. Suriye kralları çağın başından itibaren şehrin gelişmesi ve zenginleşmesine çalışmışlar, şehri krallığın merkezi yaparak sanat ve kültür alanında ilerlemesini sağlamışlardır. Roma Devri'nde de gelişmesini sürdüren Antiokheia M.Ö.64'te Roma'ya bağlı Suriye Eyaleti'nin başkenti olmuş, Roma İmparatorluğumun doğudaki en büyük şehri olarak gelişmesini devam ettirmiştir. Hatta Roma İmparatorlarından Traianus ve Hadrianus buraya gelerek Antiokheia'nın gelişip güzelleşmesine yardımcı olmuşlar, şehir bu çağda saraylar, hamamlar, stadion, tiyatro ve agora gibi yapılarla donatılmıştır.

Hristiyanlık Dönemi'nde de önemini koruyan Antiokheia, M.S.252-380 yıllarında yapılan en büyük kilise toplantısına sahne olur. Saint Petrus yedi yıl burada patriklik yapar. Bizans imparatorları da Antiokheia'ya ilgisiz kalmazlar ve şehir daha da gelişme gösterir. M.S.V. yüzyılda 200.000 nüfuslu bir şehir iken, 526 tarihindeki büyük zelzele burasının yerle bir olmasına neden olur. Vll.yüzyıldan sonra şehrin Araplarla Bizanslılar arasında el değiştirdiğini görüyoruz. 1084'te Selçukluların, 1097'de Haçlıların daha sonra da Memlüklerin eline geçen şehir, 1517 yılında ise Osmanlılara geçmiştir. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Fransızlar tarafından işgal edilmiş, 1921'de özerk bir Hatay Devleti kurulmuştur. 1939'da da Türkiye'ye bağlanmıştır.

Eski tarihinden günümüze pek az eserin gelebildiği Antakya'nın en ünlü tarihi eseri St. Pierre Kilisesi'dir. Antakya-Reyhanlı yolunun 2.km.'sinde olan kilise, dünyanın ilk dört Katolik Kilisesi'nden birisidir. 13 m. uzunluğunda, 9.5 m. genişliğinde ve 7 m. yüksekliğinde bir mağaradır. Kilise M.S.29 yılında, Saint Pierre'in Hristiyanlığı yeni benimseyenlere vaaz verdiği Habib Neccar Dağı'nın yamacında kurulmuştur. XIlI.yüzyılda mağaranın önüne bir duvar çekilerek Katoliklerce kilise haline getirilmiştir.Bir merdivenle girilen, önyüzü gotik görünüşe sahip olan mağaranın duvarlarında XIII. yüzyıla ait freskler, tabanda da mozaik kalıntıları bulunmaktadır. Kilise Hristiyanlarca hac yeri olarak kabul edilmektedir. Apsisin sağında kayalardan sızan suyun toplandığı bir havuz bulunmaktadır. Soldaki kapıdan gizli bir tünele geçilmekteydi. Kilisenin 200-300 m. uzağında Heronion bulunmaktadır. Günahkârlar Hamamı da denilen bu yerde, kayalara oyulmuş kabartmalar görülmektedir.

Fransızlarca 1933 yılında mozaikleri toplanmaya başlanan, 1939'da yapılan ve 1948 yılında halkın hizmetine açılan Antakya Müzesi, dünyanın ikinci büyük mozaik müzesidir. Mozaiklerin bir kısmı, Samandağı'na 20 km.uzaklıktaki Roma hamamında yapılan arkeolojik kazılardan çıkarılmıştır. Ayrıca zengin Roma evlerindeki mozaiklerin de yer aldığı müzedeki eserler, M.S.II. ve III. yüzyıla aittir. Bunların içinde en ünlüleri Sarhoş Dionysos, Orpheus, Dans edenler, Ariadne, Yokto, Mevsim ve diğer mitolojik sahnelerin yer aldığı mozaiklerdir. Müzede ayrıca Antakya çevresindeki kazılardan gelen eserler de bulunmaktadır. Amik Ovası'nda 178 höyük tespit edilmiştir. Bunlar arasında Tell-el Cudeyde, Çatalhöyük, Tell-el Tainat gibi höyüklerin kazıları yapılmıştır. Antakya-Reyhanlı asfaltının 22. km.'sinde Tell-el Açana'da yapılan kazılarda 17 tabaka tespit edilmiş, yedinci tabakada M.Ö.XVl(I.yüzyıla ait Kral Yarım-Lim'in sarayı ortaya çıkarılmıştır. Bu sarayın yakınında IV. tabakada M.Ö.XV.yüzyıla ait bir saray daha ortaya çıkarılmıştır. Buradan çıkarılan eserler de bugün Antakya Müzesi'ndedir. Şehrin içinde az da olsa günümüze gelebilen eserlerden, Devlet Hastahanesi yanında, Roma İmparatoru Traianus'un Daphne'den (Harbiye) kente su getirmek amacıyla yaptırdığı ve 9 m. uzunluğundaki kısmı ayakta olan su kemeri, kent surlarındaki kapılardan biri olan ve "Halep Kapısı" da denilen VI. yüzyıla ait Demirkapı, Roma Dönemi'nin yazlık sayfiyesi olan Daphne'de (Harbiye) kazılarla ortaya çıkarılan mozaik döşemeli Roma villaları sayılabilir.

Antakya'nın etrafında Altınözü'nde Koz Kalesi, Dörtyol-Yeşilkent arasında İskender'in Persleri yendiği İssos, Payas'ta ise kaleden başka cami, hamam, kervansaray ve bedesten gibi yapılardan oluşan Sokullu Mehmet Paşa'nın 1574 yılında Mimar Sinan'a yaptırdığı külliye bulunur. Ayrıca İskenderun, Arsuz, Ötençay'da birçok kale ve tarihî yapılar bulunmaktadır. Reyhanlı Hudut Kapısı'nda Kızlar Sarayı adlı Rahibeler Manastırı, Antakya'nın liman kenti olarak kurulan Seleukeia-Piereia'da yer alan surlar, dorik tapmak, Antakya-Samandağ yolu üzerinde St. Simon Stilit Manastırı, Tîtus Tüneli ve Yayladağ İlçesi'ndeki St. Barleam Manastırı bölgenin tarihî eserlerinden bazılarıdır.', 1, 0, '88.245.34.230', 0, 1, 0, 0, 0),
(108, 106, 0, 'Yönetici', 1, 'Antalya', 1251135065, 'Antalya, deniz, güneş ve tarihle içice olan ve son yıllarda turizm alanında çok gelişen bir ilimizdir. Bugün Antalya'nın bulunduğu Patnphylia Bölgesi, batıda Lykia, doğuda Kilikia, üst kısımlarda da Pisidia ile çevrilidir. M.Ö. VII. yüzyılda Lydialılar tarafından alınan Pamphylia, V1.Ö. 546'da Perslerin eline geçmiş, M.Ö. 334'te de Büyük İskender tarafından alınmıştır. İskender'in ölümünden sonra iki yüzyıl kadar çeşitli krallıkların elinde kalmış, daha sonra Roma Senatosunca Bergama Krallığı'na verilmiştir. Bergama Krallığı bölgeye hâkim olmasına rağmen Side'yi bir türlü ele geçiremeyince onun yerine geçecek yeni bir şehir kurmayı düşünmüş ve en uygun yelin Antalya'nın bulunduğu kısım olduğu kanısına varmıştır. Bu nedenledir ki yeni şehir burada kurulmuş, şehre Kral II. Attalos'un adından dolayı Attaleia denmiştir. M.Ö. 133'de Kral III. Attalos topraklarını Roma'ya bağışlayınca, bu bölge de doğrudan Roma'nın idaresine girmiştir. Korsanların eline geçen Antalya M.Ö. 67'de Servilius İsauricus tarafından korsanlardan temizlenmiş, M.Ö. 87'de Pompeius Antalya'yı donanmasına üs olarak seçmiştir. M.Ö.36'da ise Antoninus Pamphylia'yı Galatia Kralı Amyntas'a vermiş, M.Ö. 25'de Lykia ve Pamphylia birleştirilerek bir eyalet haline sokulmuştur.

M.S.II. ve III. yüzyılda Roma hakimiyeti altındaki bölge refah içinde gelişmesini sürdürmüş, M.S. 315'te Lykia ve Pamphylia ayrılarak egemen birer eyalet haline sokulmuştur. M.S.V.yüzyılda Hristiyanlık Pamphylia'da da yayılmaya başlamış, piskoposluk merkezleri kurulmuştur. VII. yüzyıldaki Arap akınlarıyla bölge çok zarar görmüş ve nihayet 1071'den sonra Anadolu'ya giren Türkler Antalya Bölgesi'ne hâkim olmuşlardır. 1207'de I. Gıyaseddin Keyhüsrev şehri alarak Selçuklu topraklarına katmıştır. Selçuklu sultanlarının kışlığı olan Alanya da Antalya ile birlikte başkent Konya'ya bağlanmış, bu yollar üzerinde birçok kervansaraylar yapılmıştır. Bunlardan Alanya yolu üzerinde II. Gıyaseddin Keyhüsrev'in (1236-1246) yaptırdığı Şarapsa Han, Alâeddin Keykubad'ın 1231'de yaptırdığı Alara Han, Korkuteli yolunda I. İzzeddin Keykâvus'un 1214-1218 yıllarında yaptırdığı Evdir Han, Burdur yolu üzerinde yine II. Gıyaseddin Keyhüsrev'in 1236 yılında yaptırdığı Kırkgöz Han sayılabilir. Selçuklu Devleti'nin yıkılmasından sonra bölge Hamidoğulları'nın bir kolu olan Tekeoğulları'nın eline geçmiş, 1426'da da Osmanlı topraklarına katılmıştır. Bugünkü modern Antalya, olduğu gibi eski şehrin üzerine kurulduğundan, eski şehirden günümüze fazla bir şey gelememiştir. Şehri çevreleyen surlar zamanla yok olmuş, yalnızca iki katlı, 14 m. yükseklikteki Hıdırlık Kulesi günümüze ulaşabilmiştir. Şehrin Üç Kapılar Semti'ndeki mermer kapı, M.S. 130 yılında Antalya'yı ziyaret eden İmparator Hadrianus'un anısına bir zafer takı olarak yapılmıştır. Üç gözlü ve iki katlı olduğu anlaşılan kapının yanındaki kuleler Roma Devri'ne aittir. Sağdaki odanın üzerindeki oda bir Selçuklu yapısıdır. Şehrin adeta simgesi haline gelen Yivli Minare, I. Alâeddin Keykubad (1219 -1236) döneminde yapılmıştır. Yanındaki Yivli Minare Camisi ise 1372 tarihinde Hamidoğulları dönemindendir. Yivli Minare karşısındaki Ulu Cami Medresesi, XIII. yüzyılda Selçuklulardan kalmadır. Bu medrese karşısında bulunan Atabey Armağan Medresesi 1239 tarihli olup, yalnız temelleri ve kapısı kalmıştır. Antalya'da diğer bir eski eser de Kesik Minare Camisi'dir. M.S. II. yüzyılda yapılmış bir tapınak M.S. V. yüzyılda kiliseye çevrilmiş, bu kilise II. Bayezid'in oğlu Korkut tarafından camiye çevrilmiş, batısına da bir minare eklenmiştir. Ulu Cami de denilen caminin minare külahı 1896 yılındaki yangında yanınca,halk arasında "Kesik Minare" adıyla anılmıştır.

Liman üzerinde, bir sokak içindeki Karatay Medresesi 1250 yılında ünlü vezir Celâleddin Karatay tarafından yaptırılmış, yapımında Roma suru taşları da kullanılmıştır. Batıda, kesme taştan güzel bir giriş kapısı dikkati çeker. Antalya'da bunlardan başka 1570 tarihli Murad Paşa Camisi, Yivli Minare karşısında XVIII. yüzyılda Tekeli Mehmet Paşa'nm yaptırdığı Mehmet Paşa Camisi, 1796 tarihli Müsellim Camisi, XVII. yüzyılda Şeyh Sinan tarafından yaptırılan Şeyh Sinan Camisi ile XV. yüzyıla ait Bali Bey Camisi gibi birçok cami bulunmaktadır. Antalya çevresinde birçok antik şehir yer alır. Alanya yolu üzerinde Aspendos, Perge ve Side gibi Pamphylia şehirlerinden başka Selge, Sillyon ve Pamphylia Seleukiası gibi antik kentler de vardır. Korkuteli yolunda bir dağ şehri olan Termessos, Side, Perge ve Aspendos'tan sonra en çok gezilen antik kenttir.Bu tarihî yerlerden başka Antalya'da Konyaaltı, Karpuzkaldıran ve Lara plajları, şehir içindeki Düden, Kurşunlu ve Manavgat şelâleleri, yayla ve kış sporlarının yapıldığı Beydağları ve Sakhkent birer tabiat harikasıdır. Antik kentlerden toplanan eserler modern Antalya Müzesi'nde sergilenmektedir.