Kanthos Pers ordusu, başında komutanları olduğu halde Xanthos Ovası'na indiği zaman, Xanthoslular bitmez tükenmez kuvvetlere karşı az sayı ile dövüştüler, yiğitlikte nam saldılar, ama yenildiler, kentlerine geri atıldılar, kadınları, çocukları, hazineleri ve köleleri kaleye doldurdular. Alttan, yandan ateşe verdiler. Öyle ki yangın kaleyi yerle bir etti. Bundan sonra birbirlerine korkunç yeminlerle bağlanarak düşmana saldırdılar ve Xanthos'ta oturanların tümü de savaşarak öldüler." Herodotos M.Ö.545'deki Pers komutanı Harpagos'a karşı savaşını böyle anlatmaktadır. Bu ateşten yalnızca o sırada başka yerlerde bulunan Xanthoslular kurtulabilmişler, daha sonra şehirlerine gelerek şehri yeni baştan kurmuşlardır. Buradan Xanthos'un M.Ö. V. yüzyılda var olduğunu anlıyoruz. M.Ö. 1200 yılında yapılan Troya Savaşı sırasında başlarında Xanthoslu Sarpedon olduğu halde Lykialılar Troya Savaşı'na katılmışlardır. Bu da bize gösteriyor ki Xanthos M.Ö. 1200 yıllarında da vardır. Fakat, görkemli ama talihsiz bu şehir M.Ö. 475-450 arasında bu kez bir yangın felaketiyle karşılaşmış, baştan başa yanmıştır. Kazılarda, bu tarihlere ait kalın bir kül tabakası ortaya çıkarılmıştır. M.Ö. 429'da Melesandros isimli Atinalı bir komutan vergi toplamaya kalkınca tüm Lykialılar birleşerek yine ona karşı koyarlar.
Bu savaşta Melesandros ölür ve Atina ile olan ilişkiler de sona erer. M.Ö. 333'de İskender'in eline geçen Xanthos, İskender'in ölümüyle M.Ö. 309'da Ptolemaioslann eline geçer. Daha sonra da Suriye Kralı III. Antiokhos'un eline geçen Xanthos'u bu dönemde büyük bir gelişme içinde görürüz. M.Ö. II. yüzyılda Xanthos Lykia Birliği'nin başşehridir. Bir ara Rodos yönetimine verilen Xanthos, Rodosluların yönetimine karşı gelerek özgürlüğüne kavuşmuştur. Tarihi boyunca büyük istilâlar ve felaketler geçiren Xanthos'u Roma döneminde M.Ö. 42 yılında Brutus işgal eder. Lykia akropolünü yerle bir ederek Xanthosluları kılıçtan geçirir. Xanthoslular Brutus'a teslim olmamak için yine topluca intihar ederler. Kucağında çocuğu ile bir kadının ateşe atladığını gören Brutus çok üzülür ve Xanthosluları kurtaranları ödüllendireceğini söylerse de çok geç kalır. Hemen bir yıl sonra ise Marcus Antoninus, Brutus'un açtığı yaraları sarmak için Xanthos'a elini uzatır ve şehri yeni baştan imar eder.
Roma İmparatoru Vespasianus da bu şehre dostça davranmış olmalı ki adına bir tak dikilmiştir. M.S. II. yüzyılda Roma'nın yanında Lykialı zenginler de Xanthos'a yardım etmişlerdir. Örneğin Licinius Langus'un şehirde bir hamam yaptırdığını biliyoruz. Bizans döneminde bir piskoposluk merkezi olan Xanthos, Arap akınları başlayınca terk edilmiştir. Xanthos'u ilk defa 1838 yılında Ch.Fellows keşfetmiş, bu kişi bütün rölyefleri ve büyük mimarî parçaları sökerek, Patara'ya yanaşan harp gemisiyle Londra'ya taşımıştır. Bugün British Museum'un Lykia salonunda buradan götürülmüş olan birçok eser sergilenmektedir. 1950'den beri kazısı Fransızlar tarafından yapılan Xanthos'u önce Dr. Pierre Demargne, sonra Prof. Dr. Henri Metzger kazmıştır. Şimdi de Cristian Le Roy kazıyı sürdürmektedir. Bugün Eşen Çayı'nın suladığı yemyeşil ovanın tepesinde "Ben eskiden ne görkemli bir şehirdim" dercesine duran Xanthos'u şimdi beraberce gezelim.
Xanthos, Fethiye-Kaş yolu üzerinde, Fethiye'ye 55 km uzaklıktadır. Kınık Köyü'nün yakınında Eşen Çayı'nın ayırdığı Muğla-Antalya il sınırı üzerindedir. Kınık Köyü'nün hemen yanından Xanthos harabelerine çıkılır. Çıkarken sol yanımızda gördüğümüz, Hellenistik Devir'de inşa edilmiş şehir kapısıdır. Hemen üzerindeki kalıntılar M.S. 69-79 arasında hüküm süren Roma İmparatoru Vespasianus'un anısına yapılmış kapının kalıntılarıdır. Yolun sağında sökülüp Londra'ya götürülen o muhteşem Nereidler Anıtı'ndan kalan kalıntılar görülür. 10.15x68 m ebadında ve 5.15 m yükseklikteki anıt M.Ö. 400 yıllarında yüksekçe bir kaide üzerine oturtulmuştur. Anıtın alt kısmında bir savaş sahnesini anlatan iki dizi kabartma yer almakta, onun üzerindeki mimarî parçalardan sonra, önde dört sütunun tuttuğu bir üçgen alınlık bulunmaktaydı. Alınlık kısmına, yanlarda harp sahneleri yansıtan kabartmalar yerleştirilmişti. İon planlı ve 4x6 sütunlu tapınak şeklindeki anıtın sütunları arasında deniz perileri denilen Nereid heykelleri bulunuyordu. Nereidler anıtının kuzey yandaki terası Hellenistik Devir'de duvarlarla çevrilmiştir.
Çeşitli zamanlarda ilave edilen ve kulelerle desteklenen Hellenistik surlar Xanthos harabelerinin etrafını çevirmekte olup doğu kısmı M.Ö. IV. yüzyıla aittir. Tiyatronun bulunduğu alan Lykia akropolünün bulunduğu kısımdır ve akropolünün etrafı M.Ö. V. yüzyıla tarihlenen poligonal işçiliğe sahip bir duvarla çevrilidir. Bunun karşısında da Roma akropolü bulunur. Biz şimdi, arabamızı park ederek tiyatronun bulunduğu Lykia akropolünü gezelim. Burada ilk karşımıza çıkan tiyatrodur. Roma Devri'nde yapılan tiyatronun doğu ve batı yönde tonozlu girişleri bulunmaktadır. Yarım daire şeklinde orkestrası ve süslü bir skene binası bulunan tiyatro, Rhodiapolisli Opramoas'ın 30.000 dinarlık yardımıyla yeniden yapılmıştır. Tiyatronun üzerinde Lykia tipi bir kule mezar bulunmaktadır. 4.35 metre yükseklikteki anıtın mezar odası günümüze kadar gelememiştir. Bu mezar M.Ö. IV. yüzyılda yapılmış ancak tiyatro yapılırken buraya taşınmıştır. Xanthos'un suyu 15 km uzaklıktaki Çay Köyü'ünden aquedüctlerle şehrin yakınına gelmekte ve buradan dağıtılmaktaydı. Bugün tiyatroda görülen künkler Lykia akropolündeki yapılara su götürmekteydi.
Roma Devri özelliklerini taşıyan ve günümüze sağlam olarak gelebilen tiyatronun batı tarafında, gösterişli üç anıt yan yana durmaktadır. Birinci eser, M.S. I. yüzyıla ait Roma Devri kule mezar kalıntısıdır. İkincisi, M.Ö. IV. yüzyılda yapılmış, yüksek kaideli bir paye üzerine konulan ve yüksekliği 8.59 m olan Lykia mezar anıtıdır. Kazı sırasında, mezar içerisinde M.Ö.540 tarihine ait güreşçi tasviri bulunan bir kabartma ele geçmiştir. Böylece bu mezarın iki defa kullanıldığı anlaşılmaktadır. Diğer anıt ise M.Ö.480 yılma ait Harpyler anıtıdır. 8.87 m yükseklikteki bu anıt, 5.43 m yükseklikteki bir gövde üzerine oturtulmuştur. Yukarıda ölü ailesini ve sirenleri tasvir eden kabartmalar bugün British Museum'a götürülmüş olduğundan, biz sadece yerine konulan alçı kopyalarını görebiliyoruz. Kabartmalarda bir kral, çocukları ile beraber resmedilmiştir. Bu aileye diğerleri armağanlar sunmaktadır. Küçük kadın şeklindeki ölülerin ruhlarını sembolize eden Sirenler yanlışlıkla Harpy olarak nitelendirildiği için bu anıta Harpyler anıtı denmiştir. Harpyler anıtı eskiden kırmızı ve mavi renklerle boyalı idi.
Bu anıtların arkasında Roma Devri'ne ait agora ile anıtların olduğu köşede Bizans bazilikası yer almaktadır. M.S. II. yüzyıla ait agoranın arkasında, yekpare taşın üzerine Grekçe ve Lykia yazısı ile yazılmış, 11 metre yükseklikte kitabeli bir anıtta Peloponnes Savaşları sırasında, Atinalılara karşı yapılan özgürlük mücadelesinin öyküsü anlatılmaktadır. Bu ikiyüz elli satırlık kitabenin bazı kısımlarında M.Ö. V. yüzyılda yaşamış Lykia Kralı Kherei'nin adı geçmektedir.
Herhalde anıt M.Ö. 430 tarihinde Atinalı Melesandros'un vergi toplamak için Lykialıları zorlamasının sonucu olarak yapılan mücadelenin öyküsü anlatılmaktadır. Kral Kherei bu mücadeleden üstün çıkmış, Melesandros da bu mücadelede ölmüştür. Bu kitabeli sütun da tıpkı Harpyler anıtı gibi üzerinde kabartmalı bir mezar taşımaktaydı. Yazıtlı stel denilen bu anıt M.Ö. 425-400 yıllarına tarihlenmektedir. Stelin üzerinde arslan şeklindeki bir tahtta oturan prens heykelinin olduğu anlaşılmaktadır. Agoranın doğusunda, yol kenarında, yüksek kaide üzerine oturmuş Lykia ev tipi bir mezar bulunmaktadır. Şimdi tiyatroyu gezip, üstünden geçerek akropolün içindekileri görelim.
Lykia akropolünün güneydoğu köşesinde içinde odalar bulunan ve aralarında irtibat olan kare şeklinde bir yapı bulunmaktadır. Bunun Pers generali Harpagos'un istilası sırasında yıkıma uğrayan en erken (M.Ö 700-54) Lykia kralına ait saray olduğu sanılmaktadır. Persler tarafından tahrip edilen saray kalıntıları üzerine bundan sonra Xanthoslular tarafından değişik tarzda başka bir bina inşa edildiği görülür. Bu yapının üst katları ahşap olmalıdır. Bu ikinci yapı da M.Ö. 470 tarihinde yıkılmıştır. Akropolün batısındaki yüksek kısımlarda 10.30x12 m ebadında ve üç odadan oluşan küçük bir tapınak bulunur. Tepede ise büyük bir sarnıcın batısında Tanrıça Artemis'in Lykialı dengi için yapılmış bir tapmak daha vardır. En batıda çok gösterişli Lykia mezarlarına benzeyen bir ahşap yapı yükseliyordu. Bu yapının frizleri Bizans suru içinde kullanılmış, daha sonra da Ch. Fellows tarafından Londra'ya götürülmüştür. Yapının alt kısmı süvariler, arabalı ve mızraklı askerlerin gösterildiği oymalı bir frizle süslü idi. Bu yapının kuzeybatısında, iki tarafında alınlıklar olan dikdörtgen kaideli bir anıt bulunmaktaydı. Bu da Bizans duvarı içinde kullanılmıştır. Lykia akropolünün kuzeydoğu kısmını Bizans Devri'nde yapılan bir manastır kaplamaktadır. Bu kompleks, doğu akropol duvarına dayanan bir kiliseyi ve batıda da bu kenar boyunca yıkama teknelerinin olduğu açık bir avluyu içermektedir. Lykia akropolünde birçok mozaik bulunmuştur. Bu mozaiklerden birinde meşhur Kalydon avı ve Thetis'in Akhilleus'u Styx ırmağına batırması sahneleri işlenmiştir. Bunlar bugün Antalya Müzesi'nde sergilenmektedir. Ancak yer yer mozaik kalıntıları yerinde görülebilir. M.Ö. V. yüzyıla ait şehir surunun güneydoğu köşesinin dışında ise Leda ve kuğu sahnesi bulunmaktaydı.
Lykia akropolünün tam karşısında Roma akropolü yer alır. Doğuya doğru yürüyerek buradaki eserleri görelim. Karşımıza çıkan ilk yapı bir Bizans bazilikasıdır. Lykia Devri taşlarının kullanıldığı bu muhteşem yapı üç nefli bir bazilikadır. Apsiste koronun yer aldığı basamaklardan bir kısmı görülebilir. Apsisin kuzeyinde çokgen planlı, tabanı geometrik motifli mermer plakalarla kaplı oda ve odanın ortasında bir havuz bulunmaktadır. Bazilikanın tabanı tamamen mozaikle kaplı olup orta nefin altında bir sarnıç vardır. Bazilikanın karşısında agoranın duvar kalıntıları görüldükten sonra doğuya doğru gidildiğinde son zamanlarda ayağa kaldırılan Dansözler Lahdi görülür. Kapağın uzun yüzlerinden birinde savaş, diğerinde av sahnesi yer almıştır. Kapağın her iki dar yüzünde ise birer dansöz karşılıklı şekilde dönerek dans etmektedir. Bu nedenle M.Ö. IV. yüzyıl ortalarına ait bu lahite "Dansözler Lahdi" denilmiştir. Buradan kuzeye sur boyunca yürürsek surların dönüş yaptığı köşede sadece kaidesi çalılıklar içinde bulunan ve üst kısmı British Museum'da bulunan Arslanlı Piliye vardır. Surların açık bıraktığı yerden çıkarak nekropol sahasına gelindiğinde birçok lahit görülür. Kayalarda ise ev tipi mezarlar dikkati çeker. Arslanlı mezar ile Merihi Anıtı burada en çok ilgi çeken iki mezardır. Üzerinde arslanların bir boğayı parçalamasını gösteren kabartmaların yer aldığı Arslanlı Lahit M.Ö. 480-450 yıllarına aittir. Bugün yerinde olmayan lahit kapağında ise bir yüzde domuz avı diğer yüzde ziyafet sahnesi işlenmiştir. Bunun biraz ilerisinde M.Ö. 390 tarihli Merihi Lahdi'nin devrilmiş olan kaidesi bulunur. 1840 yılında Ch. Fellows tarafından British Museum'a götürülen lahdin kapağmda "Merihi" adı geçmekte, kapağın her iki tarafında dört atın çektiği arabada bulunanlar, Chimaera canavarına karşı savaşmaktadır.
Merihi Lahdi'nin yanından kaya mezarlarını görerek surun içine girelim. Burada dört mezar anıtı yan yanadır. En dikkati çeken mezar Lykia kule mezarıdır. M.Ö. IV. yüzyıla ait, günümüze sağlam olarak gelebilen anıt kayaya oyulmuş, üç basamak üzerinde yükselmektedir. Monolit bir kaideden, mermerden yapılmış bir mezar odasından ve üç yatay çıkmalı bir çatıdan oluşmaktadır. 6.39 m yüksekliğindeki bu mezarın aşağısında da kayaya oyulmuş ev tipi mezarlar görülür. Bu kule mezarın hemen yanında yer alan Payava Anıtı 1842 yılında C.Fellows tarafından British Museum'a götürülmüş olup ancak kaidesinden çok az bir kısım üzüntü verici bir şekilde yerinde durmaktadır. M.Ö. 370-360 yıllarına ait anıtın bir yüzünde huzura kabul sahnesi ile üstte iki satırdan oluşan Pers Satrabı Autophradates'in adını veren Likçe yazıt bulunmaktadır. Diğer yüzünde ise savaş sahnesi ile kabartmanın üst kısmında bir satır halinde bu anıtı Payava'nın yaptırdığını bildiren Likçe yazıt vardır. Semerdam biçimli kapağın uzun yüzlerinin her ikisinde de dört atlı araba ile birer sürücü kabartması bulunur. Payava Lahdi'nin güneyinde M.Ö. IV. yüzyıla ait bir lahit daha vardır ki diğerlerine nazaran sadedir.
Bu lahitlerin batısındaki Lykia lahdi görkemli bir şekilde ayakta durmaktadır. Bir podyum üzerindeki kaidesi ve semerdam biçimli kabartmasız kapağı ile Ahqqadi lahdi olarak adlandırılan bu lahdin üzerindeki Likçe yazıtta lahdin sahibi olan Ahqqadi'nin adı geçmektedir. Bunları gördükten sonra akropolün tepesinde, eski Roma tapmağının üzerine yapılmış Bizans bazilikasını da görerek park yerine döneriz.