Antalya-Alanya yolundan Belkıs Köyü'ne doğru saptığımızda Türkiye'nin en sağlam kalmış tiyatrosuyla karşılaşırız. Strabon'a göre kent, Mopsos'un öncülüğü altında Argos'tan gelen kolonilerce kurulmuşutur. M.Ö. V. ve IV. yüzyıllardaki paralar üzerinde kentin adı Estvediya olarak görülür. M.Ö. V. yüzyılda Aspendos da Side gibi kendi adına sikke basan bir şehirdir. Atina Deniz Birliği'ne üye olan Apsendos, M.Ö. 468 yılında, o zamanlar ulaşım imkânı sağlayan Eurymedon (Köprüsuyu) İrmağı yolu ile gelip şehir önünde demir atan Pers donanmasının, Atinalı Kimon'a yenilmesiyle büyük üne kavuşmuştur. Fakat bundan sonra M.Ö. 411'de Perslerin bir üssü olarak görülür. M.Ö. 334'te İskender'in, onun ölümüyle Hellenistik Devir krallıklarının eline geçer. M.Ö. 133'te diğer kentler gibi Roma'ya bağlanmış, Roma egemenliği sırasında M.S. II. ve III yüzyılda büyük gelişme göstermiştir. M.S. V. yüzyılda isminin Primopolis olarak değiştirildiği görülür. VIII. yüzyılda Arap akınlarından büyük ölçüde etkilenen Aspendos, XII. yüzyılda yöreye gelen Selçuklularca alınmış ve tiyatronun bir kısmı saray olarak kullanılmıştır.
Aspendos tiyatrosu dışarıdan iyi taşlanmış muntazam konglomera taşlarıyla örülmüş, kapı ve pencere çerçeveleri krem renkli kireç taşından yapılmıştır. Doğudaki yüzde, ortada daha büyük, yandakiler daha küçük olmak üzere üç kapı ile skene binasına girilir. Sahne duvarı iki katlıdır. Dört sıra halindeki pencereler her sırada farklı şekil ve yüksekliğe sahiptir. Kapı lentosu üzerindeki yazıtta tiyatronun İmparator Marcus Aurelius zamanında (161-180), Curtius Crispinus ve Curtius Auspicatus tarafından şehrin tanrılarına ve imparatorlarına sunulması için mimar Zeno'ya yaptırıldığı belirtilmektedir. Nişler içindeki heykellerle süslü cephesi bugün de alımlı bir görünüşe sahiptir. Çift diazomalı olan tiyatronun en üst oturma sırasının gerisinde sütunlu bir galeri oluşturulmuştur. 20.000 kişilik, bugün dahi kullanılabilen tiyatronun kuzeyinde, onunla aynı düzeyde olan stadıon bulumaktadır. Perge'deki stadiona benzeyen bu stadionda tonozlar üzerine oturma yerleri yapılmıştır. Tiyatronun güneyinde ise bugün harap durumda gymnasion ve hamam kalıntıları bulunmaktadır.
Tiyatro ile stadion arasındaki patikadan tiyatronun üst kısmında 40 m. yükseklikteki akropole çıkacak olursak, şehrin üç kapısından biri olan doğu kapısından harabelere geçebiliriz. Bu kapıdan batıya doğru ilerlediğimizde, bazilikanın eyalet işleri ve mahkeme gibi resmî işlere ayrılan kısmı ile karşılaşırız. Bugün büyük ölçüde ayakta olan yapının önünde, güneye doğru uzanan ve ticarî işler için kullanılan 105 m. uzunlğuııda üç nefli bir bazilika bulunmaktadır. Bazilikanın batı yönündeki alan agoraya aittir. Bunun batısında, üstü kapalı, önü açık bir pazar yeri vardır. 70 m. uzunluğundaki pazar yeri, ön bölümdeki bir stoa ile ona paralel dükkân sırasından oluşmaktadır. Agoranın kuzey kısmında, yalnız ön yüzü kalmış, 32.50 m. uzunlukta, 15 m. yükseklikte nymphaion (çeşme) kalıntısı bulunur. Çeşmenin çok süslü olan ön yüzünde iki sıra halinde on niş bulunmaktadır.
Bu çeşmenin kuzeybatısında, kent meclisi binası olarak kullanılan bouleuterion kalıntıları yer alır. Harabenin ortasında, bouleuterionun doğusunda zafer takının ayak izleri görülür. Yarım daire biçimindeki bu yerler heykellerle süslüydü. Bunlardan başka Aspendos'ta bahsedilmeye değer bir yapı da muazzam görünüşlü Roma Devri aquadüktleridir. Şehrin kuzeyindeki tepelerden suyu getiren bu aquadüktleri Claudius ttalicus'un M.S.II. yüzyılda yaptırıp hediye ettiği kitabelerden anlaşılmaktadır. Aspendos'un nekropolü ise akropolün doğu kısmındadır.